01 Temmuz 2009, 15:50. 0 fav. burak.
Etiketler:
astigmat, ateş, bacon, cam, fırın, gözlük, gözlük yapımı, hipermetrop, italya, kum, kül, kırılma, lens, mercimek, mezopotamyalılar, miyop, murano, optik, portre, sodyum karbonat, soğutma, tavlama, tünel, venedik
lüğün olmadığı dönemlerde görme sorunu olan insanların nasıl sorunlarla
karşılaştıklarını hiç düşündünüz mü? Hele de göz numaraları çok yüksek
olan insanların. Evden çıkmayıp, sosyal hayata karışmamış olmaları
ihtimal dahilinde. Tabii eğer soruna başka türlü bir çözüm
bulamadılarsa. Ben yine de bir şekilde bu soruna da çözüm bulmuşlardır
diye düşünüyorum. Geçmiş çağları araştırınca, o devir insanlarının
beyinlerinin daha fazla bölümünü kullandıkları belli. Teknolojik
aletlerin de olmadığını düşünürsek hele ki internet gibi her aradığını
insanın önüne anında çıkaran ve beyin yormak zorunda bırakmayan bir
icadı düşününce başka çareleri olmadığını anlamamak da mümkün değil
zaten. Tek çözüm sorunlara çare üretmek.

Antik çağ insanlarının optik camlar hakkında bilgileri olduğu biliniyor. Girit'te yapılan kazılarda M.Ö 1000 yılına ait büyüteç bulunmuş. Gözlüğü ilk bulan kişinin kim olduğu ise muammasını koruyor. Bilinmeyen bu şahsa teşekkür mü etmek gerek yoksa kızmak mı gerek bilemiyorum. Zira gözlük icad edilmeseydi belki lazer ameliyatlara çok daha önceden başlanabilirdi. Bu da garip bir yaklaşım oldu galiba.
Gözlüğü bulan kişi bilinmese de Venedik'te yaşamış birisi olduğu düşünülüyor. Zira ortaçağda Venedik cam üretimiyle çok ünlenmişti. 13. yy’a doğru unutulup giden renksiz cam yapma tekniğini Venedikli cam ustaları yeniden canlandırmıştı.
İtalya'da cam sanayiinin giderek güçlenmesinde renksiz cam yapma tekniğinin yeniden ortaya çıkarılmasının etkisi büyüktür. İtalyanlar Murano adasında bu tekniği yaşatıyorlardı. Murano'da yapılmasında hem tekniği gizli tutmak hem de yangın tehlikesini azaltmak amacı güdülüyordu. O zamanlar bu teknik o kadar kıymetliydi ki soylulara tanınan ayrıcalıklar bu cam ustalarına tanındı. Venedik’ten ayrılmaları ise yasaklandı. Bu cama Venedik camı ismi verildi. Duru, saydam ve renksiz bir camdı bu. Son derece de pahalı bir camdı. Venedik camı çok çabuk sertleşiyordu ama biçimlendirmesi de bir o kadar kolaydı. Bu da cam sanayiii için tercih nedeni oluyordu.

İlk gözlüklerin mercekleri konveksti (dışbukey). Sadece hipermetrop olanların sorununu çözüyordu. Miyopların sorununu çözecek konkav (içbükey) merceklerin üretilmesi için 100 yıl daha geçmesi gerekecekti. Miyop sorununu düzelten gözlüklerin yapımının ancak 15. YY’da tamamlanabildiği biliniyor. Bunda içbükey (konkav) mercek imalinin zor ve pahalı olmasının yanı sıra, gözlük kullanımının genelde kitap okumak için gerekmesi, uzağı göremeyen (miyop) insanların çok da önemsenmemesi rol oynamış. Papa Leo X’nun bu gözlükleri (miyop) taktığı biliniyor.
Marko Polo 1270 yılında Çin’de yaşlıların gözlük kullandığından bahsediyor. Bacon ise yaşlıların gözlük kullanması gerektiğini söylüyor. Gözlüğü bulanın Bacon olduğu bile tevatürler arasında. Benjamin Franklin (1784) ise bifokal camları bulmuş. Kepler prizmaları yapmış (1611). Gözlüklü birinin ilk portresini Tommasa Da Modena yapmış (1352).
Gözlük icad edilmesine edildi bilinmeyen bir şahıs tarafından ancak bir de bunu düşürmeden gözün önünde, burnun üstünde tutmak gerekiyordu. İşte bunu başarmak da 350 yıl aldı. Bu buluş gözlük tarihinin belki en önemli buluşuydu. Öyle ya, takamayacaksan ne işe yarayacak ki gözlük? Edward Scarlett isimli şahsın 1730 yılında Londra’da ilk gözlük sapını icad ettiği biliniyor. Bu ilk gözlük çerçeveleri kurşun, bakır veya tahtadan oluşuyordu. Kösele, boynuz, kemik kullanıldığı da oldu çerçevelerde. Sonraları hafif çelik çerçeveler tercih edildi.
İnsanlık tarihine büyük hizmet bu. Göremeyen insanların da sosyal hayata katılımını sağladı gözlük. Hele hele matbaanın icadından sonra kitap ve gazete basımının da artması gözlüğe olan talebi artırdı.

Peki cam nasıl yapılıyor acaba? Mezopotamyalılar kum ve külü karıştırıp ısıtınca cama dönüştüğünü görmüşler. O zaman nasıl isimlendirdiler camı ayrı hikaye tabii. Ancak bu yöntemle cam elde edebilmek için külde bol miktarda sodyum karbonat ve potasyum karbonat olması lazım. İşte bu mucid Mezopotamyalılar çok geçmeden camın sıcakken şekillendirilebildiğini, soğukken de toz olarak öğütüldüğünü anladılar. Sıcak camı incecik yapıp çamur kalıbının çevresine dolayıp sonra kalıbı kırarak kap yapmayı öğrendiler.

Camın hammaddesi ne olursa olsun hammaddeyi oluşturan bütün maddeler eriyip birbirine karışacak. Macun kıvamında bir hamur elde edilecek. Bu hamura istenilen şekil verildikten sonra soğumaya bırakılacak. Yalnız soğutma işleminin yavaş yavaş yapılması yani tavlanması gerekiyor. Aksi takdirde gerilmeden dolayı kırılma olabiliyor. Tavlama fırını denilen uzun tünelden cam geçirilecek. Sıcaklık derece derece son derece dikkatli bir şekilde düşürülecek. İşte camın kumlu, küllü, yüksek ateşli hikayesi.