01 Temmuz 2009, 15:45. 0 fav. burak.
Etiketler:
afrika kabile, başörtü, deri tabaklama, devlet adamı, din inançları, fes, giritli kadınlar, giyinme tarzı, heykelcilik, kanuni sultan süleyman, minos sanatı, moda, osmanlı, pers, peçe, potin, roma, romalılar, selçuklu, tekke, töre, yozlaşma, yunanlı, çarşaf, çıplaklık, şapka



Gerçekte, vücudun şu veya bu bölümünün gizlenmesi her şeyden önce toplum ve din kurallarına bağlıdır. Günümüzde bazı Afrika kabilelerinde kadınlar sadece kaba etlerini örterken, İslam ülkelerinde yüzlerini de örtmek zorundadırlar.

Pers kabartmalarında çok çeşitli kılıklar görüyoruz. Kısa kollu gömleğin mucidi sayılan Fenikeliler'de kadın ve erkek aynı biçim giyecek eşyası kullanıyorlardı. Yunanlılar’da da kadın ve erkeklerin giyecekleri aynı biçimdi. Genellikle alt giyecek ve üst giyecek diye adlandırılan Yunanlılar’ın giyim eşyasında en önemli parça alt giyeceklerden gömlek; üst giyeceklerden harmaniydi. Romalılar toga denen bir tür tunik kullanırlardı. Yurttaşların togası beyaz, gençlerinki kırmızı olurdu. Kadınlar tüniğin içine gömlek giyerlerdi.
Osmanlı dönemi kıyafetlerine ilişkin bilgiler müzelerden, seyahatnamelerden, o döneme ilişkin resimlerden ve minyatürlerden öğrenilmektedir. Osmanlılarda’da saray, saray çevresi, ordu ile esnaf veya ve öteki halk kesimlerinin kıyafetlerinde değişik etkenler geçerli olmuştur. Yönetim çevresiyle halk arasındaki farklılığı, giyim kuşamın da belirler. Saray ve çevresinde gösteriş kaygısı ağır basarken, halk arasında kıyafet örtünmeyle özdeş anlam taşımaktadır. Bazı dönemlerde de yasal düzenlemeler kıyafetlere kadar uzanmaktadır.
Devlet adamlarıyla halkın giyim kuşamında bilinen ilk düzenlemeler, kanuni Sultan Süleyman döneminde gerçekleşmiştir. Bu dönemde erkekler mintan, zıbın, şalvar, kalpak, sarık, çedik, mest, çizme ve yemeniden oluşuyordu. Zıbının yakası üst üste gelmeyecek biçimde yuvarlak, kollarıysa katmerli. Mintan pamukludandı. Bele kuşak sarılır, alta şalvar giyilirdi.

Osmanlıların son dönemlerinde yoğun bir değişime uğrayan kıyafetler, cumhuriyetin ilk zamanlarında üzerinde önemle durulan konulardan biri olmuştur. 1925’te başlayan kılık kıyafet inkılâbı ve tekkelerin kapatılmasıyla din adamlarına tanınan yasal giyinme biçimi de ortadan kaldırılmıştır. Kadınlarda çarşaf ve peçe yerine manto, atkı, ya da başörtüsü gelmiş, erkeklere de şapka, ceket, frenk gömleği ve potinden oluşan kıyafet şart koşulmuştur ve bu İstanbul’dan Türkiye geneline yayılmıştır. 1950’lerin sonlarına doğru aile boyutunda göçünde başlamasıyla, kadın kıyafetlerinde çeşitleme görülmüş.

Anadolu’nun
çeşitli yerlerinden gelenler, yaşadıkları semtin giyim kuşam
görüntüsünü değiştirirlerken, bir yandan da kentli kadın giyiminden
etkilenmişlerdir. Böylece ortaya entari altına giyilen pijama ya da
pantolon giyme türünde görüntüler çıkmıştır.
Kıyafetlerde bazı zaman
yozlaşma, bazı zaman tepkileşme boyutlarına varan çağdaşlaşma eğilimi,
giderek kendine özgü bir nitelik kazanmıştır.